17 Ocak 2010 Pazar

İçimdeki Sessizlik

yorgun sessizliğimi duyabiliyormusunuz?
bu çığlıklar benim dünyamdan..
koğuşumda asılı kalmış kelimeler yitikken,
yitirmişken ben,
dinleyebilecekmisiniz sessizliğimi?
başa sardım
bir ses ki kimliksiz
keşmekeş sokaklardan geçer kimsesi yok..
korkunç bir hızla saldıran düşünce çığlarının altında kaldım
dengeli ve sakin olmam imkansız..
yinede bir yol bulmam lazım, serinkanlılıkla ağırdan almam lazım..
birinin suskunluğunda tüketildim ben
artık istesemde konuşamıyorum..
susuyorum susuyorum..
susmakmı?
konuşmayı özlemişim ben oysa
bağıra bağıra ve savura savura ateşten cümleleri
dışa vurmayı içimdeki sessizliği!
sustukça farkediyorum
içime doğru saplanmış keskin sözcükler
saklıyorum..
suskunluğum kıyametim olacak!
şimdi seninle konuşacak hiçbirşeyimiz yok biliyorum
bilmediğin bi hastalığı iyileştirmek için değil
bilmediğin bi hastalığa acımak için bile olsa gel...

Birinci Derecenden Failiyim...

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın BİRİNCİ
DERECEDEN FAİLİDİR"
denmeseydi eğer.

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!

yeniden burdayım tüm yaşanmışlıkların,umutlarımın hatrına....

Dünüm, bugünüm, yarınım

Arkama baktığım yorgun bir dündü?
Ben senden ayrılmak kopmak istemiyordum yar?

Ben seni içime oturttum?

İçime bir kere oturmuş olan seni unutamadım?
Ve
ben seni bir kere daha içimde öldüremezdim?

Yorgun bir dündü arkama baktığım?

Önümse,
yorulmuş yarınlar olacak?

Damıtılmış bir rüya gibi yaşamımdan kalan tek kareyle sen gözlerin gözlerimde tutuşan?

Hep eksiktik birbirimizde?
Hep eksik sözler,
bakışlar,
ve
eksik el tutuşlar? Sözlerle?

özgürüz artık?
Sen kendi özgürlüğünün tadında, bense kendi özgürlüğümün tutsaklığında yalnız?

Hiçbir şeyden korkmadan, birbirimizi kaybetmişliğimizle, kaybetme korkularını yenmişik?
Bakışlarımız hür donuk artık?

Sana gelirken,
senden dönerken,
geçerdim o sokaktan?

Şimdi vazgeçtiklerimin arasında bir sen varsın,
bir de o parklı sokaklar?

Bir ömür bu, ne kadar sürecek bilinmez bu vazgeçiş?

Garip bir bakış bu, garipsenen bir hissedişle duruş bu?

Girdap yollar hediye ettin bana?

Bu yollar bir çıkmaz dolambaç bana?

Bu şehirde gözlerin girdapta baktığım son bakış bana?
Beni dolandırma?
Ya yok ol,
Ya yok et beni,
Bitsin bu girdaptaki yaşam?

Yoruldum ama çaresiz değilim,
Yoruldum ama belki de kimsesizim kalabalıklarımda?
Ama
bir düşünce panayırı bu?
Dönen dolaplar çok,
tek başına, bir de ben gücüm var bu girdapta dönen?

Vur da gitsin geceler şafaklara?
Vur da bitsin umutlar?
Vur da gitsin umutlar uzaklara?
Vur da bitsin kendine var olamayan bir ben?
Hadi vur da sende olamayan bu can da bitsin?

Bir de kendine vur bitir bizi?

Aniden bir türkünün sözleri dilimde dolanmaya başladı. ?gelenden geçenden seni sorarım ? diyor şair? Elleriyle sevdiklerini evlendirenleri düşündüm? İçim sızladı? Boş verdim acılarımı? Benden de büyük acılı olanlar var dedim?

Dünlerden kalan bir gölgesin şimdi, acıları ve sevinçleriyle bir varlığının gölgesi bedenimle ezemediğim? Saygı duyduğum dünlerin ve nefretimi içinde tutan dünlerin, bir aşkıydı harman yerinde savrulduğumuz, dünlerin tozu gibi?

Bir dündü sevmesini bildiğimiz?
Bir bugün nefreti öğren

Seni Özledim Birtanem

Seni özledim bir tanem,
Seni çok özledim.
Kelimeler hiç olmadıkları kadar suskun şimdi
Şiiler hiç olmadıkları kadar yanlız.
Sen uzaklardasın,
Bahar senin şehrin de.

Özlem yağıyor saçlarıma,
Özlem kanıyor yüreğim de.


Ben sensiz çok yanlızım bu karanlık şehirde...
Avutmuyor ne şarkılar, ne şiirler.
Gece güne kavuşmuyor, hasret vuslata ulaşmıyor
Sensizliğe alışılmıyor...

Özlem yağıyor saçlarıma yağmur yerine,
Özlem kanıyor yüreğimde...

SENİNLE BİR CİFT GÜVERCİN OLMAK

SÜZÜLÜP MAVİ GÖKLERDEN YERE DOGRU
OMUZUMA BEYAZ BİR GÜVERCİN KONDU
ALDİM ELİME, USUL USUL OKSADİM
SEVDİM, GENCLİGİMİ YENİDEN YASADİM
BEMBEYAZDİ TÜYLERİ, ÖYLE PARLAKTİ
ACSAM ELLERİMİ BİRDEN UCACAKTİ
EGİLDİM KULAGİNA; DOGRU, GİTME DEDİM
HARELİ GÖZLERİNDEN ÖPMEK İSTEDİM
DUYDUM; AVUCLARİMDA SİCAKLİGİNİ
DUYDUM BENDEN YİLLARCA UZAKLİGİNİ
CİRPİNAN KALBİNİ DİNLEDİM BİR SÜRE
VE UCMAK İSTEDİM ONUNLA GÖKLERE
AK GÜVERCİNİN İRİ GÖZLERİ VARDİ
GÜZELLİGİNDEN FİSKİRAN BİR PİNARDİ
SOGUK SULARİNDAN İCTİM, SERİNLEDİM
CAGLAYAN BİR NEHRİN SESİNİ DİNLEDİM
BELKİ BUYDU SEVMEK HAYAT BELKİ BUYDU
ISİL, İSİLDİM, GÖZLERİM DOPDOLUYDU
BİR NAGME YÜKSELDİ SEVİNCTEN VE HAZDAN
BİR NAGME YÜKSELDİ, GÜZELDEN BEYAZDAN
UZATTİ SEVGİYLE PEMBE GAGASİNİ
BİRDEN ÖGRENDİM HAYATİN MANASİNİ
KADERDE SEVGİYİ SENDE BULMAK VARMİS
SENİNLE BİR CİFT GÜVERCİN OLMAK VARMİS

16 Ocak 2010 Cumartesi

Düşlerim var, rüzgara ters düşen...

Yüreğimde Devrimler Yarattım Bu Gece... Sen gittin içimde sende kalan kırıntılar,
Bir sabah namazı eşliğinde içimde hiç büyümemiş bir çocuk yanlızlığı,
Gözlerim suskun, yüreğimde ayazlar, martılar firarda, bu bir veda.
Sen gittin karanlığa gömüldüm, yalnızlığa sürüldüm, yüreğimde çatlaklar, yüzümde cam kırıklıkları.

Söylenmemiş sözleri iki dudak arasında sıkıştırıp kuruttum,
ve yazdım sensiz gecen her saniyenin küf tutmuş duvarlarına sana dair pas tutmaya mahkum acı dolu sözleri,
Yarınlarımı avuç içinde parçaladım göz kenarında beklettiğim seni gözyaşlarıma teslim ettim...

Küçük bir çocuğun korkulu bakışları arasında yitirdim sabrımı,
Hayallerim tepe taklak, nedenler yanı başımda sözlerim ağır, yüreğimde acı
Cevabı olmayan sorular biriktirdim sessizliğin koynunda,
Yarını olmayan tozlu yollara saptım.
Bir kelebeğin yaşamı kadar yaşam biçtim kendime,
Yüreğimi idam sehpası bilip nefesimi iki gözünün hayalleri arasında sallandırdım,
Sen gittin yaşam ve sen arasındaki çizgiyi sırat bildim,
Yüreğimde devrimler yarattım, hayallerimin sınırlarını aştım.
Zamansız uyandım senli düşlerden,
Rüyalarım karmakarışık,
Bir şehir yaratmıştım düşümde içinde ağlayan çocuklar,
Yağmurlar yağıyordu iç tenim ıslaktı benim.
Etrafımdaki manzaralar uykusuz, çocuk gülüşlerimde saklı her şey,
İsyanları çoğalttım gözlerimin tetiğinde bir bir döktüm mermi çekirdeklerini ayak uçlarıma,
Şimdi kelimelerim kör; cümlelerim topal kaldı.
Sen gittin sen geçen tüm yollar işgalde,
Hüzün işlemeli ağıtlar korosu eşliğinde bitirdim yokluğunun pas tutmuş umutsuz çığlıklarını.
Öksüz kalmış benliğimin zamanlarında kaybettim berraklığımı,
Kendi masalımı yazıyorum ölüm biçtiğim sonlarıma doğru bir varmışlarda bir yokmuşlar da diye başlayan,
Meşgul bir ton, kırık bir hece bıraktım ardımda,
Dönülmez tövbelere gömdüm kendimi.
Anonim türkülerin boşluğuna bırakıyorum parçalarımı,
Sen gittin ötenazi nöbetlerinde söndürdüm sensiz doğacak güneşi gözbebeklerimde.

OYSA ÖLÜNECEK BİRSEY YOKMUS
GİDİNCE SEN YASANACAK BİRSEY OLMADIGI GİBİ.

14 Ocak 2010 Perşembe

HERŞEYİ ANLADIĞIMI SANDIM....

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,Kendi yolumu çizdiğimde anladım.Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,Aşk peşinden nede...n yalınayak koştuğunu anladım…Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..”Sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ”git” dediğimde anladım..Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum”diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım…Özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..Sevgi emekmiş,Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar
sevmekmiş…

5 Ocak 2010 Salı

"EŞ" Olmak...


 Kişi eşini,

sıkıntısını taşıyan hamal değil, hayatı paylaştığı arkadaş bilir. Ham, ekşi ve acı değil, olgun meyve gibidir. Güzel sözde cömert, kötü sözde cimridir. Bilir ki, tenkit sevgiyi terk ettirir. Eşinin tepesinde dolaşan kartal değil, omzuna konan muhabbet kuşudur.

Her genç erkek ve kız, evlenmeden önce ideal biriyle evlenmeyi hayal eder.

İdealler, hayaller, beklentiler ve kesinlikle vazgeçilmez olan tutumlar karşısında evliliğin kapısını açmak da zor olur. Hele yaş İlerlemiş ve beklentilerden hiç taviz verilmiyorsa, hayata sabit bir açıdan bakılıyorsa ideal eşi bulmak da zor olur.

Gençler ideal eşi bulur mu, bulmaz mı bilemeyiz. Ama ideal eşin nasıl olması gerektiği 21 maddede şöyle özetlenebilir;

1. Her şeyden evvel ideal eş, iyi bir dost ve arkadaştır. Saatlerce eşiyle sohbet edip hoş vakit geçirir. Eşinin merak duyduğu konulara ilgi duyar. Eşini, sıkıntısını taşıyan hamal değil, hayatı paylaştığı arkadaş bilir.

Şımarık çocuk gibi her şeyden küsüp surat asmaz. Ham, ekşi ve acı değil, olgun meyve gibidir.

2. Hassas, nazik, kibar ve ferasetlidir. Eşinin rahatsız olduğu konuyu @Mayınlı alan ilan ederek oradan uzaklaşır.

Bedbin değildir. Olayları pozitif gözle değerlendirir. Güler yüzü ve sözüyle eşine yaşama sevinci ve gücü verir.

3. Sevgisini, ilgisini ve birkaç kelimelik güzel sözünü milyon dolarlara satmaz. Güzel sözde @cömert, kötü sözde @cimridir.

4. Eşini olduğu gibi kabul edip değiştirmeye çalışmaz. Onu başkalarıyla kıyaslamaz. Özgüvenini sarsıcı sözlerden, akrepten kaçar gibi kaçar.

Eşinin hatalarına gece gibi olup başkalarına ifşa etmez. Kavga silahı kuşanmak yerine @sabır zırhına bürünür.

5. Her işine, söz ve davranışına karışmak ve şahsiyetini tenkitle yıkmak yerine onore eder. Bilir ki, tenkit sevgiyi terk ettirir.

Yapacağı işlerde eşinin fikrini alır. "Böyle bir şey düşünüyorum, sen ne dersin?" diye sorar.

6. Yumuşak, iyi huylu, hoşgörülü, anlayışlı ve iyimserdir. Eşinin kendini mutlu etmesini beklemeden mutlu olur. Bütün hayatını beklentiyle bitirmez. Eşini mutluluk ağacı olarak görerek sürekli mutluluk meyveleri saçmasını beklemez.

Eşinin mizacına göre davranır. O ağlarken gülmez. Gülerken ağlamaz.

7. Eşinin akrabalarına karşı saygılı ve hürmetlidir.

Eşinin yaptığı iyiliklere burun bükmek yerine teşekkür eder. Münekkit değil, müteşekkirdir.

Zenginliğini, güzelliğini, zekasını, asaletini vb. şeylerini gurur vesilesi ederek eşinin tepesinde dolaşan kartal değil, omzuna konan @muhabbet kuşudur.

8. Geçimlidir. Her şeyden çabuk bıkıp usanmaz. Kavgacı, sinirli ve öfkeli değildir. Mutluluğunu kadife gibi okşar, elmas kolye gibi saklar, hassas bir bebek gibi üzerine titrer. Eften püften şeylerle onu incitmez.

Evliliğin fedakârlık gerektirdiğini düşünüp bazı şeylerden feragat eder. Eşini mutlu etmek kendisine mutluluk verir. Evini mutluluk yuvasına çevirmenin yollarını arar. Batağa dönmesine izin vermez.

Yerinde konuşup, yerinde susmasını bilir. Eşinin ilgisini çekmek için çenesini değil aklını kullanır.

9. Eşinin zevkine saygılı olur. Kendi sevmediği şeye "Allah aşkına ne kadar zevksiz birisin, şunun neyinden hoşlanıyorsun?" demek yerine "zevkler ve renkler tartışılmaz" sloganını kullanır.

Eşine karşı her zaman dürüsttür. @Yalan söylemez, eşinin güvenini sarsmaz. Verdiği sözü mutlaka tutar. Boş sözler ve vaatlerle eşini aldatmaz.

10. Eşinin her dakika harikalar icat edeceğini düşünmeyip, onun da bir insan olarak kusur ve hatalarının olabileceğini kabul eder.

Eşinin ebedi hayat arkadaşı olduğunu düşünerek ebedi arkadaşını kaybetmemek için gayret sarf eder.


Gülay Atasoy

4 Ocak 2010 Pazartesi

Bağlanacaksın ...

Bağlanacaksın bir şeye, evet sadece tek birisine. " O olmazsa yaşayamam." diyeceksin Korkmadan Can katacaksın Onu diğer yarın olarak benimseyecek küçük yüreğinin içinde besleyeceksin Öyle beylik cümleleri değil Kalbinden gelenleri gözlerinin derinliklerinden başlayarak işleyeceksin. Çok seveceksin evet öylesine Çokluk vereceksin ki sevgine tekilleri yok edip İki kişinin yerine geçeceksin sen O olacaksın..


Kimin daha az sevdiği önemli mi? Asıl meziyet O'nun seni sevip sevmediğini bilmeden sevmek değilmi?

Evet,

AşK tek heceli lakin

AşK'ı yaşamak için iki Can Gerekli....





bağlanmayacaksın değil

Can abi ....



BAĞLANACAKSIN......

İnsanın Bir Eşi Olmalı Ki...

İnsanın eşi olmalı, bakarken yüreğinin kabardığı, gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı...aşık olduğu bir eşi olmalı!




Sabah gözlerini açtığında, yanında olduğunu görüp, şükürler etmeli Yaradana. Koklamalı saçlarını. Uyuyan eşine şefkatle bakıp, usulca dokunmalı yüzüne, varlığını hissedebilmek için. Parmakları titremeli, incitirim korkusuyla. Sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü...kramplar girmeli midesine, onsuzluk aklına geldikçe!



Rüzgar onun kokusunu getirmeli, yağmur onun sesini. Elleri yanmalı ellerini tutabilmek için. Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği. Kelebekler gibi olmalı insanın kalbi. Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken eşi. Beklemek asırlar gibi uzun gelmeli. Gelişi ile sonsuz bir nur dolmalı içine.



Yüzüne baktığında, konuşmadan anlamalı derdini, tasasını, öfkesini, sevincini, coşkusunu...vs. Güven duymalı, herşeyiyle. Başını göğsüne koyup, huzurla uyuyabilmeli, tüm düşüncelerinden arınmış olarak. Babası, abisi, arkadaşı, dostu, sırdaşı, anası, çocuğu olmalı...Şımarabilmeli yanında. Kıskanılmalı zaman zaman da...



Bir eşi olmalı insanın!!!



Sabah yolcularken işine, içi acımalı, daha yollarken özlemeye başlamalı. Seni şimdiden özledim!!!



Akşam dönüşünü beklemeli sabırsızlıkla. Gözleri yollarda kalmalı ve kapıyı çalmadan açmalı...aşkla karşılamalı, hasretle sarılmalı boynuna, özlemle koklayıp, öpmeli, yıllarca uzak kalmışcasına! Her günü bir başka güzel olmalı yaşamın, bir başka özel, bir başka soluklanmalı her anında. Verdiği hiç bir şeyin yeterli olmadığını düşünüp, kahrolmalı, daha fazla ne yapabilirim diye düşünmeli. Mutluluk saçmalı etrafına.



Bir eşi olmalı insanın, cennetten köşe almışcasına sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı, çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı!!!





Adam gibi....

3 Ocak 2010 Pazar

Böyle birinin kadını olmak isteyen birisinin hayatımda olmasını istiyorum...

Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak, konuşulmamak, bakılmamak hatta!




Biraz korunmak, biraz şımarmak...



Bir kaç çeşit yemek yapmak, İstiklal caddesinde sıkı sıkı elini tutmak, belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek, bi yerlerde çay içmek, Pazar sabahı kahvaltısı etmek uzun uzun, sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!



Neden mi?

Herkesin eli tutulmaz,

herkesle film seyredilmez,

herkesle çekirdek çitlenmez,

herkesin kadını olunmaz da o yüzden!



İçinden gelmeli...

Hücrelerine kadar hissetmeli, dna"larına kadar bilmeli insan!

Düşünerek emin olunmaz, bir anda ya olunur ya olunmaz.

Bir de şu yakın geçmiş duvarları olmasa, kafa da hiç karışmaz ya, olsun! Oysa bazen tek bir söze ya da bir bakışa yıkılır bütün duvarlar...



Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bi ara!



Sabahları uyandığımda “günaydın sevgilim” mesajları görmek istiyorum telefonumda. Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini. Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Dayanamamak istiyorum!



Çalışırken, düşünmek istiyorum sonra onu! Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara... Gülümsediğim için daha çok çalışmak...



Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum beni, hiç sevilmediğim gibi...



Biri o kadar çok sevsin ki beni, hatalarımı da sevsin istiyorum!

O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun!



Kıskansın istiyorum biri beni! Sorsun istiyorum “neredesin” diye, “Hımm kim aradı bakayım” diye! Ben sormam ama, korkmasın. O sorsun!



“Biliyo musun ne oldu?” ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana. Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bi yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur. Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. “Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş” falan desin bi de sonunda...



Şimdi ben istesem İstiklal caddesinde birinin elini tutup gezemem mi?

İstesem benimle birlikte çekirdek çitleyip aynı anda film seyretmeyi de başarabilecek birini bulamam mı bi arasam?

Şimdi ben yalnız olmak istemesem, yalnız olur ve bunları da yazıyor olurmuydum?

Hiç sanmam!



Birinin elini tutmakla, birinin elini, sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var!

Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da, tutmuş gibi yaparsın işte.

Ben yapmam!

Bunu zaten bilirsin.

Kimin elini tutacağını yani.

Deneyerek bulmazsın.

Sadece bilirsin.

Bilmek!

Açıklaması yok.



Ve ben elini sıkı sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal caddesine gitmeyeceğim!

Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım!

Repliklerin bir anlamı yoksa, kimseyle film seyretmeyeceğim.

Zaten çekirdeği unutsun bile, asla olmaz!



Birinin kadını olmak istiyor canım; biraz korunmak, biraz şımarmak...



Çekirdek mutlaka olsun!

Paranoya AŞK ...

Ne engelleyebilir ki seni sevmemi


Ayrı dünyalardaymışız, yalan!

Bambaşka insanlarmışız, külliyen!..



İkimizin de öyle çok ortak yanı var ki sevgilim

İkimiz de İstanbul diye bir şehrin varlığından haberdarız mesela,

Sultan Ahmet Camiinden ve Fatih Köprüsünden ayrıca

İkimiz de adını soyadını biliyoruz senin

Ve bilincindeyiz neleri sevip neleri sevmediğinin

İkimiz de biliyoruz gözlerinin rengini, yeşil!

Sabırsızlıkla bekliyoruz doğum gününü,

Hayranıyız tüm tonlarına mavinin

Ve aşığız o şarkılara “ efkârlanınca söylediğin”.



Bir tek farkımız var seninle benim

Ve maalesef gece gündüz benim hissettiğim

Bitmek bilmeyen

Bilmiyor bitmek dedirten hasretin, esaretin…



İkimizin de o kadar çok ortak yönü var ki sevgilim

Yeşil gözler senin, yeşil benim rengim

İkimiz de biliyoruz bugün günlerden ne örneğin

Hangi aydayız, hangi yıldayız, öyle değil mi sevdiğim?



Aynı anda giriyoruz yeni yıla mesela, ne güzel değil mi?

Veya aynı anda bırakıyoruz geride yaşanmış bir seneyi

Aynı güneşle başlıyoruz yeni bir güne

Ve aynı güneşle veda ediyoruz bütün gecelere..

??? neredesin...

GÖZLERİNE BAKARKEN UMRUMDA DEĞİL MEVSİMLER




GÜLÜŞÜN HEP DENİZ KENARI BANA



SEN BİR ADIM ATTIĞINDA GÖRECEKSİN



ELİNDE BALONLARLA BEKLEYEN O ADAM BENİM



ALDIĞIM EN DERİN NEFESSİN SEN



DUDAKLARININ DUDAKLARIMDAKİ İŞGALİ HALA YÜREĞİMDE



NEFES ALIYORUM AMA HALA BULAMADIM SENİ



BEN SANA YANARKEN ŞİMDİ...SEN KİMBİLİR NEREDE ÜŞÜYORSUN???

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?




Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.



Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?



''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.



Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?



Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...



Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?



Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.



Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?



Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.



Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?



Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.



Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?



Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.



Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?



Nereden bileceksin?



Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.



Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.



Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..



Ama sen hiç benimle olmadın ki...

YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...



Can YÜCEL