27 Mart 2010 Cumartesi

Bir KaDıNıN eLLeRinDe BüyüR AşK..

 Bir KaDıNıN eLLeRinDe BüyüR AşK..
Sevgili yokkadınım..
sana bir aşk öyküsü anlatacağım..
anlatacağım öykü, yüzyıllardır efsanelerde anlatılan, şiirlere, romanlara, filmlere konu olan bildiğin aşklardan biri değil..
her hangi bir kadın herhangi bir erkek…
kadın çok sevmektedir erkeği…
aynı yastığa baş koymaya başladıkları gün...lerin devamında, giderek değişir erkek…
evine geç gelmeye ve sürekli içki içmeye başlar….
yiğit mizaçlı ve yapılı, sevgi dolu biriyken, giderek zayıflamaya ve erimeye başlar..
kadın sevmektedir erkeği, tükenmeyen ve sevgi dolu bir aşkla..
defalarca konuşmuş ama sözünü dinletememiş, içmekten vazgeçirememiştir sevdiği erkeği…
oysa erkek içkinin dozunu giderek çoğaltmakta ve hızla erimeye devam etmektedir..
bir gece yarısına doğru, erkek çok içkili ve harap halde gelir evine..
kadın onun oturmasına yardım eder ve sonra mutfağa gider.. döndüğünde elinde bir rakı şişesi ve kadeh vardır… onları erkeğin yanındaki sehpaya koyar..
erkek ise zihninin bütün bulanıklığına rağmen şaşkındır..
içmemesi için gece günsüz yalvaran, gözyaşı döken kadın, elleriyle rakı şişesi ve kadehi getirip koymuştur önüne..
kadın tekrar mutfağa gider.. geri döndüğünde, bu kez elinde bir bıçak vardır..
kadın bıçağı sehpanın üzerine bırakır ve rakı şişesine uzanıp, kadehe rakı doldurur…
hala şaşkın gözlerle kendisini izleyen erkeğe,aşk ve hüzünle bakar ve kadehi ona uzatır..
erkek uzanır ve alır kadehi ve birkaç yudumda tüketir içindekini…
kadın bir kadeh daha doldurur…
erkek, artık ne olup bittiğinin hesabını yapamaz bir halde kadehe uzatır elini, ama kadın kadehi bu kez erkeğe vermez sehpanın üzerine bırakır…
az önce mutfaktan getirip sehpanın üzerine bıraktığı bıçağı eline alır ve erkek daha ne olup bittiğini anlamadan, elini sehpanın üzerine koyar ve bıçağı hızla indirir…
kadın , parmaklarından birini kesmiştir… büyük bir soğuk kanlılıkla parmağını alır ve rakı kadehinin içine atar…
gri beyazdan pembeye dönüşen rakı kadehinin içindeki kadının zarif parmağı, hızla kavrulmaya başlar…giderek büzülür ve kahverengiye tanınmaz bir et parçasına dönüşür..
erkek hala şaşkındır ama daha yerinden bile kıpırdayamadan olan biten, on kendisine getirmiştir.. yerinden kalkar ve kadına sarılır.. kadın, bedeninden can kopartarak, sevdiği erkeğe anlatmıştır, aşkını ve onun tükenişine itirazını..
bir kadının tek parmağı yetmiştir aşkı tekrar kazanmaya..

yokkadınım, hep yokkalanım…
bilirim, bir kadının ellerinde büyür aşk.. tıpkı bir çocuk gibi..

ELLERİN, HALA MERHAMETLİ Mİ?

Ahmet Savaş

17 Ocak 2010 Pazar

İçimdeki Sessizlik

yorgun sessizliğimi duyabiliyormusunuz?
bu çığlıklar benim dünyamdan..
koğuşumda asılı kalmış kelimeler yitikken,
yitirmişken ben,
dinleyebilecekmisiniz sessizliğimi?
başa sardım
bir ses ki kimliksiz
keşmekeş sokaklardan geçer kimsesi yok..
korkunç bir hızla saldıran düşünce çığlarının altında kaldım
dengeli ve sakin olmam imkansız..
yinede bir yol bulmam lazım, serinkanlılıkla ağırdan almam lazım..
birinin suskunluğunda tüketildim ben
artık istesemde konuşamıyorum..
susuyorum susuyorum..
susmakmı?
konuşmayı özlemişim ben oysa
bağıra bağıra ve savura savura ateşten cümleleri
dışa vurmayı içimdeki sessizliği!
sustukça farkediyorum
içime doğru saplanmış keskin sözcükler
saklıyorum..
suskunluğum kıyametim olacak!
şimdi seninle konuşacak hiçbirşeyimiz yok biliyorum
bilmediğin bi hastalığı iyileştirmek için değil
bilmediğin bi hastalığa acımak için bile olsa gel...

Birinci Derecenden Failiyim...

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın BİRİNCİ
DERECEDEN FAİLİDİR"
denmeseydi eğer.

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!

yeniden burdayım tüm yaşanmışlıkların,umutlarımın hatrına....

Dünüm, bugünüm, yarınım

Arkama baktığım yorgun bir dündü?
Ben senden ayrılmak kopmak istemiyordum yar?

Ben seni içime oturttum?

İçime bir kere oturmuş olan seni unutamadım?
Ve
ben seni bir kere daha içimde öldüremezdim?

Yorgun bir dündü arkama baktığım?

Önümse,
yorulmuş yarınlar olacak?

Damıtılmış bir rüya gibi yaşamımdan kalan tek kareyle sen gözlerin gözlerimde tutuşan?

Hep eksiktik birbirimizde?
Hep eksik sözler,
bakışlar,
ve
eksik el tutuşlar? Sözlerle?

özgürüz artık?
Sen kendi özgürlüğünün tadında, bense kendi özgürlüğümün tutsaklığında yalnız?

Hiçbir şeyden korkmadan, birbirimizi kaybetmişliğimizle, kaybetme korkularını yenmişik?
Bakışlarımız hür donuk artık?

Sana gelirken,
senden dönerken,
geçerdim o sokaktan?

Şimdi vazgeçtiklerimin arasında bir sen varsın,
bir de o parklı sokaklar?

Bir ömür bu, ne kadar sürecek bilinmez bu vazgeçiş?

Garip bir bakış bu, garipsenen bir hissedişle duruş bu?

Girdap yollar hediye ettin bana?

Bu yollar bir çıkmaz dolambaç bana?

Bu şehirde gözlerin girdapta baktığım son bakış bana?
Beni dolandırma?
Ya yok ol,
Ya yok et beni,
Bitsin bu girdaptaki yaşam?

Yoruldum ama çaresiz değilim,
Yoruldum ama belki de kimsesizim kalabalıklarımda?
Ama
bir düşünce panayırı bu?
Dönen dolaplar çok,
tek başına, bir de ben gücüm var bu girdapta dönen?

Vur da gitsin geceler şafaklara?
Vur da bitsin umutlar?
Vur da gitsin umutlar uzaklara?
Vur da bitsin kendine var olamayan bir ben?
Hadi vur da sende olamayan bu can da bitsin?

Bir de kendine vur bitir bizi?

Aniden bir türkünün sözleri dilimde dolanmaya başladı. ?gelenden geçenden seni sorarım ? diyor şair? Elleriyle sevdiklerini evlendirenleri düşündüm? İçim sızladı? Boş verdim acılarımı? Benden de büyük acılı olanlar var dedim?

Dünlerden kalan bir gölgesin şimdi, acıları ve sevinçleriyle bir varlığının gölgesi bedenimle ezemediğim? Saygı duyduğum dünlerin ve nefretimi içinde tutan dünlerin, bir aşkıydı harman yerinde savrulduğumuz, dünlerin tozu gibi?

Bir dündü sevmesini bildiğimiz?
Bir bugün nefreti öğren

Seni Özledim Birtanem

Seni özledim bir tanem,
Seni çok özledim.
Kelimeler hiç olmadıkları kadar suskun şimdi
Şiiler hiç olmadıkları kadar yanlız.
Sen uzaklardasın,
Bahar senin şehrin de.

Özlem yağıyor saçlarıma,
Özlem kanıyor yüreğim de.


Ben sensiz çok yanlızım bu karanlık şehirde...
Avutmuyor ne şarkılar, ne şiirler.
Gece güne kavuşmuyor, hasret vuslata ulaşmıyor
Sensizliğe alışılmıyor...

Özlem yağıyor saçlarıma yağmur yerine,
Özlem kanıyor yüreğimde...

SENİNLE BİR CİFT GÜVERCİN OLMAK

SÜZÜLÜP MAVİ GÖKLERDEN YERE DOGRU
OMUZUMA BEYAZ BİR GÜVERCİN KONDU
ALDİM ELİME, USUL USUL OKSADİM
SEVDİM, GENCLİGİMİ YENİDEN YASADİM
BEMBEYAZDİ TÜYLERİ, ÖYLE PARLAKTİ
ACSAM ELLERİMİ BİRDEN UCACAKTİ
EGİLDİM KULAGİNA; DOGRU, GİTME DEDİM
HARELİ GÖZLERİNDEN ÖPMEK İSTEDİM
DUYDUM; AVUCLARİMDA SİCAKLİGİNİ
DUYDUM BENDEN YİLLARCA UZAKLİGİNİ
CİRPİNAN KALBİNİ DİNLEDİM BİR SÜRE
VE UCMAK İSTEDİM ONUNLA GÖKLERE
AK GÜVERCİNİN İRİ GÖZLERİ VARDİ
GÜZELLİGİNDEN FİSKİRAN BİR PİNARDİ
SOGUK SULARİNDAN İCTİM, SERİNLEDİM
CAGLAYAN BİR NEHRİN SESİNİ DİNLEDİM
BELKİ BUYDU SEVMEK HAYAT BELKİ BUYDU
ISİL, İSİLDİM, GÖZLERİM DOPDOLUYDU
BİR NAGME YÜKSELDİ SEVİNCTEN VE HAZDAN
BİR NAGME YÜKSELDİ, GÜZELDEN BEYAZDAN
UZATTİ SEVGİYLE PEMBE GAGASİNİ
BİRDEN ÖGRENDİM HAYATİN MANASİNİ
KADERDE SEVGİYİ SENDE BULMAK VARMİS
SENİNLE BİR CİFT GÜVERCİN OLMAK VARMİS

16 Ocak 2010 Cumartesi

Düşlerim var, rüzgara ters düşen...

Yüreğimde Devrimler Yarattım Bu Gece... Sen gittin içimde sende kalan kırıntılar,
Bir sabah namazı eşliğinde içimde hiç büyümemiş bir çocuk yanlızlığı,
Gözlerim suskun, yüreğimde ayazlar, martılar firarda, bu bir veda.
Sen gittin karanlığa gömüldüm, yalnızlığa sürüldüm, yüreğimde çatlaklar, yüzümde cam kırıklıkları.

Söylenmemiş sözleri iki dudak arasında sıkıştırıp kuruttum,
ve yazdım sensiz gecen her saniyenin küf tutmuş duvarlarına sana dair pas tutmaya mahkum acı dolu sözleri,
Yarınlarımı avuç içinde parçaladım göz kenarında beklettiğim seni gözyaşlarıma teslim ettim...

Küçük bir çocuğun korkulu bakışları arasında yitirdim sabrımı,
Hayallerim tepe taklak, nedenler yanı başımda sözlerim ağır, yüreğimde acı
Cevabı olmayan sorular biriktirdim sessizliğin koynunda,
Yarını olmayan tozlu yollara saptım.
Bir kelebeğin yaşamı kadar yaşam biçtim kendime,
Yüreğimi idam sehpası bilip nefesimi iki gözünün hayalleri arasında sallandırdım,
Sen gittin yaşam ve sen arasındaki çizgiyi sırat bildim,
Yüreğimde devrimler yarattım, hayallerimin sınırlarını aştım.
Zamansız uyandım senli düşlerden,
Rüyalarım karmakarışık,
Bir şehir yaratmıştım düşümde içinde ağlayan çocuklar,
Yağmurlar yağıyordu iç tenim ıslaktı benim.
Etrafımdaki manzaralar uykusuz, çocuk gülüşlerimde saklı her şey,
İsyanları çoğalttım gözlerimin tetiğinde bir bir döktüm mermi çekirdeklerini ayak uçlarıma,
Şimdi kelimelerim kör; cümlelerim topal kaldı.
Sen gittin sen geçen tüm yollar işgalde,
Hüzün işlemeli ağıtlar korosu eşliğinde bitirdim yokluğunun pas tutmuş umutsuz çığlıklarını.
Öksüz kalmış benliğimin zamanlarında kaybettim berraklığımı,
Kendi masalımı yazıyorum ölüm biçtiğim sonlarıma doğru bir varmışlarda bir yokmuşlar da diye başlayan,
Meşgul bir ton, kırık bir hece bıraktım ardımda,
Dönülmez tövbelere gömdüm kendimi.
Anonim türkülerin boşluğuna bırakıyorum parçalarımı,
Sen gittin ötenazi nöbetlerinde söndürdüm sensiz doğacak güneşi gözbebeklerimde.

OYSA ÖLÜNECEK BİRSEY YOKMUS
GİDİNCE SEN YASANACAK BİRSEY OLMADIGI GİBİ.