14 Ocak 2010 Perşembe

HERŞEYİ ANLADIĞIMI SANDIM....

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,Kendi yolumu çizdiğimde anladım.Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,Aşk peşinden nede...n yalınayak koştuğunu anladım…Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..”Sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ”git” dediğimde anladım..Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum”diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım…Özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..Sevgi emekmiş,Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar
sevmekmiş…

5 Ocak 2010 Salı

"EŞ" Olmak...


 Kişi eşini,

sıkıntısını taşıyan hamal değil, hayatı paylaştığı arkadaş bilir. Ham, ekşi ve acı değil, olgun meyve gibidir. Güzel sözde cömert, kötü sözde cimridir. Bilir ki, tenkit sevgiyi terk ettirir. Eşinin tepesinde dolaşan kartal değil, omzuna konan muhabbet kuşudur.

Her genç erkek ve kız, evlenmeden önce ideal biriyle evlenmeyi hayal eder.

İdealler, hayaller, beklentiler ve kesinlikle vazgeçilmez olan tutumlar karşısında evliliğin kapısını açmak da zor olur. Hele yaş İlerlemiş ve beklentilerden hiç taviz verilmiyorsa, hayata sabit bir açıdan bakılıyorsa ideal eşi bulmak da zor olur.

Gençler ideal eşi bulur mu, bulmaz mı bilemeyiz. Ama ideal eşin nasıl olması gerektiği 21 maddede şöyle özetlenebilir;

1. Her şeyden evvel ideal eş, iyi bir dost ve arkadaştır. Saatlerce eşiyle sohbet edip hoş vakit geçirir. Eşinin merak duyduğu konulara ilgi duyar. Eşini, sıkıntısını taşıyan hamal değil, hayatı paylaştığı arkadaş bilir.

Şımarık çocuk gibi her şeyden küsüp surat asmaz. Ham, ekşi ve acı değil, olgun meyve gibidir.

2. Hassas, nazik, kibar ve ferasetlidir. Eşinin rahatsız olduğu konuyu @Mayınlı alan ilan ederek oradan uzaklaşır.

Bedbin değildir. Olayları pozitif gözle değerlendirir. Güler yüzü ve sözüyle eşine yaşama sevinci ve gücü verir.

3. Sevgisini, ilgisini ve birkaç kelimelik güzel sözünü milyon dolarlara satmaz. Güzel sözde @cömert, kötü sözde @cimridir.

4. Eşini olduğu gibi kabul edip değiştirmeye çalışmaz. Onu başkalarıyla kıyaslamaz. Özgüvenini sarsıcı sözlerden, akrepten kaçar gibi kaçar.

Eşinin hatalarına gece gibi olup başkalarına ifşa etmez. Kavga silahı kuşanmak yerine @sabır zırhına bürünür.

5. Her işine, söz ve davranışına karışmak ve şahsiyetini tenkitle yıkmak yerine onore eder. Bilir ki, tenkit sevgiyi terk ettirir.

Yapacağı işlerde eşinin fikrini alır. "Böyle bir şey düşünüyorum, sen ne dersin?" diye sorar.

6. Yumuşak, iyi huylu, hoşgörülü, anlayışlı ve iyimserdir. Eşinin kendini mutlu etmesini beklemeden mutlu olur. Bütün hayatını beklentiyle bitirmez. Eşini mutluluk ağacı olarak görerek sürekli mutluluk meyveleri saçmasını beklemez.

Eşinin mizacına göre davranır. O ağlarken gülmez. Gülerken ağlamaz.

7. Eşinin akrabalarına karşı saygılı ve hürmetlidir.

Eşinin yaptığı iyiliklere burun bükmek yerine teşekkür eder. Münekkit değil, müteşekkirdir.

Zenginliğini, güzelliğini, zekasını, asaletini vb. şeylerini gurur vesilesi ederek eşinin tepesinde dolaşan kartal değil, omzuna konan @muhabbet kuşudur.

8. Geçimlidir. Her şeyden çabuk bıkıp usanmaz. Kavgacı, sinirli ve öfkeli değildir. Mutluluğunu kadife gibi okşar, elmas kolye gibi saklar, hassas bir bebek gibi üzerine titrer. Eften püften şeylerle onu incitmez.

Evliliğin fedakârlık gerektirdiğini düşünüp bazı şeylerden feragat eder. Eşini mutlu etmek kendisine mutluluk verir. Evini mutluluk yuvasına çevirmenin yollarını arar. Batağa dönmesine izin vermez.

Yerinde konuşup, yerinde susmasını bilir. Eşinin ilgisini çekmek için çenesini değil aklını kullanır.

9. Eşinin zevkine saygılı olur. Kendi sevmediği şeye "Allah aşkına ne kadar zevksiz birisin, şunun neyinden hoşlanıyorsun?" demek yerine "zevkler ve renkler tartışılmaz" sloganını kullanır.

Eşine karşı her zaman dürüsttür. @Yalan söylemez, eşinin güvenini sarsmaz. Verdiği sözü mutlaka tutar. Boş sözler ve vaatlerle eşini aldatmaz.

10. Eşinin her dakika harikalar icat edeceğini düşünmeyip, onun da bir insan olarak kusur ve hatalarının olabileceğini kabul eder.

Eşinin ebedi hayat arkadaşı olduğunu düşünerek ebedi arkadaşını kaybetmemek için gayret sarf eder.


Gülay Atasoy

4 Ocak 2010 Pazartesi

Bağlanacaksın ...

Bağlanacaksın bir şeye, evet sadece tek birisine. " O olmazsa yaşayamam." diyeceksin Korkmadan Can katacaksın Onu diğer yarın olarak benimseyecek küçük yüreğinin içinde besleyeceksin Öyle beylik cümleleri değil Kalbinden gelenleri gözlerinin derinliklerinden başlayarak işleyeceksin. Çok seveceksin evet öylesine Çokluk vereceksin ki sevgine tekilleri yok edip İki kişinin yerine geçeceksin sen O olacaksın..


Kimin daha az sevdiği önemli mi? Asıl meziyet O'nun seni sevip sevmediğini bilmeden sevmek değilmi?

Evet,

AşK tek heceli lakin

AşK'ı yaşamak için iki Can Gerekli....





bağlanmayacaksın değil

Can abi ....



BAĞLANACAKSIN......

İnsanın Bir Eşi Olmalı Ki...

İnsanın eşi olmalı, bakarken yüreğinin kabardığı, gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı...aşık olduğu bir eşi olmalı!




Sabah gözlerini açtığında, yanında olduğunu görüp, şükürler etmeli Yaradana. Koklamalı saçlarını. Uyuyan eşine şefkatle bakıp, usulca dokunmalı yüzüne, varlığını hissedebilmek için. Parmakları titremeli, incitirim korkusuyla. Sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü...kramplar girmeli midesine, onsuzluk aklına geldikçe!



Rüzgar onun kokusunu getirmeli, yağmur onun sesini. Elleri yanmalı ellerini tutabilmek için. Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği. Kelebekler gibi olmalı insanın kalbi. Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken eşi. Beklemek asırlar gibi uzun gelmeli. Gelişi ile sonsuz bir nur dolmalı içine.



Yüzüne baktığında, konuşmadan anlamalı derdini, tasasını, öfkesini, sevincini, coşkusunu...vs. Güven duymalı, herşeyiyle. Başını göğsüne koyup, huzurla uyuyabilmeli, tüm düşüncelerinden arınmış olarak. Babası, abisi, arkadaşı, dostu, sırdaşı, anası, çocuğu olmalı...Şımarabilmeli yanında. Kıskanılmalı zaman zaman da...



Bir eşi olmalı insanın!!!



Sabah yolcularken işine, içi acımalı, daha yollarken özlemeye başlamalı. Seni şimdiden özledim!!!



Akşam dönüşünü beklemeli sabırsızlıkla. Gözleri yollarda kalmalı ve kapıyı çalmadan açmalı...aşkla karşılamalı, hasretle sarılmalı boynuna, özlemle koklayıp, öpmeli, yıllarca uzak kalmışcasına! Her günü bir başka güzel olmalı yaşamın, bir başka özel, bir başka soluklanmalı her anında. Verdiği hiç bir şeyin yeterli olmadığını düşünüp, kahrolmalı, daha fazla ne yapabilirim diye düşünmeli. Mutluluk saçmalı etrafına.



Bir eşi olmalı insanın, cennetten köşe almışcasına sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı, çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı!!!





Adam gibi....

3 Ocak 2010 Pazar

Böyle birinin kadını olmak isteyen birisinin hayatımda olmasını istiyorum...

Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak, konuşulmamak, bakılmamak hatta!




Biraz korunmak, biraz şımarmak...



Bir kaç çeşit yemek yapmak, İstiklal caddesinde sıkı sıkı elini tutmak, belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek, bi yerlerde çay içmek, Pazar sabahı kahvaltısı etmek uzun uzun, sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!



Neden mi?

Herkesin eli tutulmaz,

herkesle film seyredilmez,

herkesle çekirdek çitlenmez,

herkesin kadını olunmaz da o yüzden!



İçinden gelmeli...

Hücrelerine kadar hissetmeli, dna"larına kadar bilmeli insan!

Düşünerek emin olunmaz, bir anda ya olunur ya olunmaz.

Bir de şu yakın geçmiş duvarları olmasa, kafa da hiç karışmaz ya, olsun! Oysa bazen tek bir söze ya da bir bakışa yıkılır bütün duvarlar...



Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bi ara!



Sabahları uyandığımda “günaydın sevgilim” mesajları görmek istiyorum telefonumda. Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini. Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Dayanamamak istiyorum!



Çalışırken, düşünmek istiyorum sonra onu! Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara... Gülümsediğim için daha çok çalışmak...



Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum beni, hiç sevilmediğim gibi...



Biri o kadar çok sevsin ki beni, hatalarımı da sevsin istiyorum!

O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun!



Kıskansın istiyorum biri beni! Sorsun istiyorum “neredesin” diye, “Hımm kim aradı bakayım” diye! Ben sormam ama, korkmasın. O sorsun!



“Biliyo musun ne oldu?” ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana. Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bi yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur. Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. “Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş” falan desin bi de sonunda...



Şimdi ben istesem İstiklal caddesinde birinin elini tutup gezemem mi?

İstesem benimle birlikte çekirdek çitleyip aynı anda film seyretmeyi de başarabilecek birini bulamam mı bi arasam?

Şimdi ben yalnız olmak istemesem, yalnız olur ve bunları da yazıyor olurmuydum?

Hiç sanmam!



Birinin elini tutmakla, birinin elini, sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var!

Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da, tutmuş gibi yaparsın işte.

Ben yapmam!

Bunu zaten bilirsin.

Kimin elini tutacağını yani.

Deneyerek bulmazsın.

Sadece bilirsin.

Bilmek!

Açıklaması yok.



Ve ben elini sıkı sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal caddesine gitmeyeceğim!

Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım!

Repliklerin bir anlamı yoksa, kimseyle film seyretmeyeceğim.

Zaten çekirdeği unutsun bile, asla olmaz!



Birinin kadını olmak istiyor canım; biraz korunmak, biraz şımarmak...



Çekirdek mutlaka olsun!

Paranoya AŞK ...

Ne engelleyebilir ki seni sevmemi


Ayrı dünyalardaymışız, yalan!

Bambaşka insanlarmışız, külliyen!..



İkimizin de öyle çok ortak yanı var ki sevgilim

İkimiz de İstanbul diye bir şehrin varlığından haberdarız mesela,

Sultan Ahmet Camiinden ve Fatih Köprüsünden ayrıca

İkimiz de adını soyadını biliyoruz senin

Ve bilincindeyiz neleri sevip neleri sevmediğinin

İkimiz de biliyoruz gözlerinin rengini, yeşil!

Sabırsızlıkla bekliyoruz doğum gününü,

Hayranıyız tüm tonlarına mavinin

Ve aşığız o şarkılara “ efkârlanınca söylediğin”.



Bir tek farkımız var seninle benim

Ve maalesef gece gündüz benim hissettiğim

Bitmek bilmeyen

Bilmiyor bitmek dedirten hasretin, esaretin…



İkimizin de o kadar çok ortak yönü var ki sevgilim

Yeşil gözler senin, yeşil benim rengim

İkimiz de biliyoruz bugün günlerden ne örneğin

Hangi aydayız, hangi yıldayız, öyle değil mi sevdiğim?



Aynı anda giriyoruz yeni yıla mesela, ne güzel değil mi?

Veya aynı anda bırakıyoruz geride yaşanmış bir seneyi

Aynı güneşle başlıyoruz yeni bir güne

Ve aynı güneşle veda ediyoruz bütün gecelere..

??? neredesin...

GÖZLERİNE BAKARKEN UMRUMDA DEĞİL MEVSİMLER




GÜLÜŞÜN HEP DENİZ KENARI BANA



SEN BİR ADIM ATTIĞINDA GÖRECEKSİN



ELİNDE BALONLARLA BEKLEYEN O ADAM BENİM



ALDIĞIM EN DERİN NEFESSİN SEN



DUDAKLARININ DUDAKLARIMDAKİ İŞGALİ HALA YÜREĞİMDE



NEFES ALIYORUM AMA HALA BULAMADIM SENİ



BEN SANA YANARKEN ŞİMDİ...SEN KİMBİLİR NEREDE ÜŞÜYORSUN???

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?




Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.



Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?



''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.



Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?



Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...



Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?



Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.



Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?



Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.



Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?



Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.



Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?



Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.



Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?



Nereden bileceksin?



Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.



Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.



Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..



Ama sen hiç benimle olmadın ki...

YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...



Can YÜCEL

27 Aralık 2009 Pazar

Ağla Sevdam...


ağla sevdam,ağla
ağla zorba bu dünya
ağla susma,ağla
kördüğüm...çember...dört duvar...
canevimde bıkar can uçar
boş kalır o,hanlar saraylar
beni sen al,yeminim var
kül oldum söndüm,ateşiyle sar
sar...al beni sana sar...
sar...sar,bana sensin yar...
habersiz kuşlar geçer
geceler zehir zıkkım
gözlerimi sel basmış
yağmurlar ardındayım
aşığım...ben sana çok aşığım
yola çık...yollardayım
kördüğüm...çember...dört duvar
can evimde bıkar bu can uçar
boş kalır o hanlar saraylar.


(yusuf Taşkın)

Farkında Olmak...

Bir kapı kapandığında diğer kapı açılır; ama biz genellikle öyle uzun süre pişmanlıkla bakarız ki hangi kapının açıldığını fark edemeyiz.